Advertisement

KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda Yunanca Sayfa: İletişim mi, Siyasi Tercih mi?

Dr. Büşra Üzehan yazdı:

Kıbrıs meselesinde atılan her adım, sadece bir teknik düzenleme değil; aynı zamanda siyasi bir mesajdır. Bu nedenle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın Yunanca bir sayfa açacağı yönündeki açıklama, “basit bir iletişim hamlesi” olarak geçiştirilemez. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, Rum halkıyla doğrudan iletişimi artırma hedefiyle bu adımı attıklarını söylemesi ilk bakışta makul görünebilir. Nitekim çatışma çözümü literatüründe, toplumlar arası temasın önemi sıkça vurgulanır. Diyalog, temas ve iletişim; barış süreçlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak mesele Kıbrıs olunca, iyi niyetli görünen her adımın siyasal bağlamı da sorgulanmak zorundadır.

Çünkü Kıbrıs’ta sorun yalnızca “iletişim eksikliği” değildir. Sorun, egemenlik, eşitlik ve temsil meselesidir. KKTC uluslararası alanda tanınmayan bir yapı iken, Cumhurbaşkanlığı makamının Yunanca bir sayfa açması şu riski doğurur: Bu sayfa, iki ayrı ve eşit siyasi yapının varlığı tezini güçlendirmek yerine, KKTC’yi Rum tarafının yıllardır dayattığı “iç toplum” algısına yaklaştırabilir. GKRY, Kıbrıs Türklerini bir halk olarak değil, “azınlık” olarak görme siyasetini yıllardır sürdürmektedir. Böyle bir ortamda, KKTC’nin en üst makamının Rum toplumuna doğrudan seslenmesi, eşitler arası diplomasi olarak mı okunacaktır, yoksa tek devlet anlatısını besleyen bir jest olarak mı Asıl belirleyici olan da tam olarak budur.

Eğer bu Yunanca sayfa:

· “iki eşit halk”,

· “iki ayrı egemen yapı”,

· “karşılıklı tanınma olmadan çözüm olmaz” vurgusunu açık ve net biçimde taşıyorsa, bu adım stratejik bir kamu diplomasisi hamlesi olarak savunulabilir.

Dijital Kültür Derneği Başkanlığına yeniden Bilgehan Kafadar seçildi

İçeriği Görüntüle

Ancak dil;

· “ortak vatan”,

· “tek devlet”,

· “federal çatı” gibi ifadeler etrafında şekillenirse, bu kez iletişim değil, tez aşınması söz konusu olur.

Unutulmamalıdır ki Cumhurbaşkanlığı makamı, yalnızca bir iletişim ofisi değil; egemenlik iddiasının sembolüdür. Bu nedenle atılan her adım, söylenen her cümle, kullanılan her dil; içeride olduğu kadar dışarıda da dikkatle okunur. Sonuç olarak mesele Yunanca bir sayfa açılması değil; o sayfada neyin yazılacağı ve hangi siyasi zemine oturtulacağıdır. Kıbrıs’ta çözüm isteniyorsa elbette temas kurulmalıdır. Ama temas, eşitliğin yerine geçmemeli, iletişim, egemenlik tezinin önüne geçmemelidir.

Bu Yunanca sayfa, kafalarda şu soruyu oluşturuyor. Kıbrıs Türkleri’nin Egemenlik Tezinimi anlatacak,

yoksa “çözüm için fedakârlık yapan taraf” anlatısını mı besleyecek?

Kıbrıs’ta asıl ihtiyaç olan şey daha fazla kelime değil; daha net bir siyasi duruştur.